Etkinlik Marketi


Pir Sultan Abdal

ePosta Yazdır PDF

Pir Sultan Abdal



 


Adı Haydar'dır. Aleviler, yani Hazreti Ali'yi Muham­met'e tercih edenler genellikle soylarını ona ve Ye-med'e bağlarlar. Hazretin bir Kızılbaş tarikatı olan Bektaşilik'teki mertebeleri aştığı, unvanlarından bel­lidir: Tarikatın en yaşlılarından olduğu için «Post»a oturmuş ve «Pir» unvanını, «Dede Sultan» lâkap­larını haketmiştir. Abdallığa gelince, Bektaşilikte «Be­dii» olan, yani mâna âleminden yeryüzüne kıyafet değiştirerek tebdil gezdiklerine inanılan kırk ulu­ya «Abdal» derlerdi ki üç yüz veli, yani ermiş ara­sından seçilirlerdi ve kimler olduklarını yalnız ken­dileri bilirlerdi. Kırk Abdal'ın yedisine «Erkân» (di­rekler), üçüne «Evtad», yani bağlayıcılar denirdi. Bir tanesi de kutup rütbesini alırdı.

Pir Sultan, işte o kırklara karışmıştır. Ancak, her-ne kadar Bektaşilik bir tarikatsa da Kızılbaşlık öyle değildir. Eylem ve politika yoluyle dünyaya gerek­li düzeni vermek Kızılbaşlığın şanındandı. Bu sebep­le Pir Sultan da eyleme kalkışmış ye Hızır Paşa tara­fından Sivas'ta yakalanarak asılmıştır.

Yürü bre Hızır Paşa Senin de  çarkın  kırılır Güvendiğin  padişahın Ola ki bir gün devrilir

dörtlüğüyle başlayan şiirlerde Pir Sultan'ın Hızır Pa-şa'yla dâvası anlatılmıştır.

Evliyâ'nın çoğunda olduğu gibi Pir Sultan'da da destan unsurları hayatını gerçeklerden masal hava­sına götürmüştür. Soyunun Ali'ye ve Muhammet'e dayandırılması, Hızır Paşa'nın kendisine gelerek him­met istemesi, Pir Sultan'ın: «Hızır, gün gele vezir olasın, ama yine beni arayasın» diye paşanın gele­ceğini haber vermesi, paşa, vezir olduktan sonra onu İstanbul'a konağına getirtip yemek ikram edin­ce «Sen zina ettiğin, ikram ettiğin yemeği ben de­ğil, köpeklerim bile yemez» diyerek onu kızdırma­sı hep bu destan unsurlarındandır.

Rivayete göre Pir Sultan'ın asılısı da, Hızır Pa­şa'nın kendisine «Üç şiir söyle ki, içinde Şah'ın adı geçmesin» dediği halde üçü de baştan başa İran Şa-hı'na övgü olan şiirler söylemesindendir.


Hızır  Paşa  bizi  berdâr etmeden Açılın kapılar Şah'a varalım Seyaset günleri gelip yetmeden Açılın kapılar Saha varalım

Gönül çıkmak ister Şah'ın köşküne Can boyanmak ister Ali müşküne Pirim Ali, on  iki imam aşkına Açılın kapılar Şah'a varalım diye  başlayan şiiri de  bunlardandır.

Pir  Sultan  Abdal,  yalnız dervişçe  şiirler değil, aşk şiirleri de yazmıştır. Şu örnekte olduğu gibi:

Ben de şu  dünyaya  geldim geleli Emanetten bir don giymişe döndüm Sahibi çıktı da elimden aldı Koru yerde koyun yaymışa döndüm

O yâr geldi geçti geri bakmadı Hendekler kazdırdım sular akmadı Çok yuva bekledim cücük çıkmadı Boş yuva beklemiş yoz kuşa döndüm

Pir Sultan Abdal'ım bu dünya fâni Baştan başa kim sürdü bu devranı Yarin bir çift sözü üşüttü beni Yüce dağ başında buymuşa döndüm Şair, tabiata da  son derece bağlı görünmekte­dir. Onun:

Öt benim sarı tamburam Senin aslın ağaçtandır

diye başlayan taşlaması gibi pek çok şiiri bugün hâ­lâ dillerde dolaşmaktadır.

Pir Sultan Abdal ile ilgili bilgilerin çoğunu, kızı Sanem Hatun'un ağıtından öğreniriz. Dilden dile, gü­nümüze kadar gelen bu ağıt, onun darağacında can verdiğini, yanık, içli bir ifadeyle uzun uzun anlatır: Uzundu, usuldü dedemin boyu Yıldız'dır yaylası,  Banaz'dır  köyü Yaz bahar ayında bulanır suyu Sular çağlar çağlar Pir Sultan deyu

Pir Sultan kızıydım ben de Banaz'da Kanlı yaş akıttım baharda güzde Dedemi astılar kanlı Sivas'ta Darağacı ağlar ağlar Pir
 

Google Gruplar
Sivri Kelimeler
Bu grubu ziyaret et