Evliya Çelebi
![]()
E bunca yeri gezip dolaşmasında ve seyahata bunca merakındaki sırrı anlatırken, bir gece düşünde Haz-reti Peygamberimizi gördüğünü belirtir. Onun nuru karşısında öylesine heyecanlanmıştır ki,
«— Şefaat Ya Resul-ü Allah...» diyeceğine, dili sürçmüş,
«— Seyahat Ya Resul-ü Allah...» demiştir. Duası kabul olunduğu için de, kısmetine bol bol «Seyahat» çıkmıştır...
Evliya Çelebi, kendi anlattığına göre, daha 19 yaşındayken, İstanbul civarında, yürüye yürüye gitmedik yer bırakmamıştır. Gezip gördüklerini, o tatlı sohbetinde anlatırken, oturup bunları yazmak aklına gelmiş ve o günden sonra bütün hâtıralarını kaleme almaya başlamıştır. İşte, ünlü «Seyahatna-me»si böylece doğmuştur.
Sesi de pek güzel olan Evliya Çelebi, 1630'da, bir Kadir Gecesi, Ayasofya Camii'nde «Mukabele» okurken, IV. Sultan Murat'ın dikkatini çekmişti. Mai-yetiyle camie gelen Sultan, sesine hayran kaldığı bu genci sormuş, hakkında bilgi almış ve Silâhtar Melek Ahmet Paşa'nın da tavassutuyle «Musahip» olarak sarayda hizmete alınmasına irade buyurmuştur.
Asıl adı, Mehmet Zıllî Bin Derviş olan Evliya Çelebi'nin soyu, Kütahya'ya uzanır. Seyahatnâme'si-nin altıncı cildinde, aile kökünün Germiyanoğulla-rı'ndan Yakup Bey'e, onun sülâlesinin de Ahmet Ye-sevî'ye ulaştığını yazar. Evliya Çelebi'ye devlet kapısında memuriyet verilmesini tavassut eden Silâhtar Melek Ahmet Paşa, teyzesinin kocasıydı.
Evliya Çelebi, o günden sonra, çeşitli seferlerde serdarların, paşaların müezzinliklerini, imamlıklarını yapmış, güzel sesiyle, tatlı sohbetiyle, her mizacı okşayan yumuşak tabiatıyle daima gezmek ve görmek imkânını bulmuştur.
Evliya Çelebi 70 yıl yaşamış, bu yaşının 50 yılını seyahatlerde geçirmiştir. Üç yüz yıl önceki Osmanlı imparatorluğu'nun hemen bütün şehirlerini ve kasabalarını gezen Çelebi'nin, yabancı ülkelere de bol bol seyahat ettiği, ünlü «Seyahatname»sinden öğrenilmektedir. Gittiği başlıca yerler şunlardır: Anadolu, Rumeli, Suriye, Irak, Mısır, Girit, Hicaz, Macaristan, Transilvanya, Moldavya Polonya, Avusturya, Almanya, Hollanda, Bosna - Hersek, Dalmaçya, Güney Rusya, Kırım, Kafkasya ve İran.
Dolaştığı yerlerin âdetlerini, yaşayışlarını, çar-şı-pazar bütün binalarını, ünlü kişilerini, tarihçelerini ve lisanlarını kendine has, samimî uslûbuyle ve pek meraklı bir biçimde incelemiş olan Evliya Çelebi'nin zaman zaman hurafe, efsane ve mübalâğalara da geniş yer verdiği görülür. Zaten bunlar, onun eşsiz eserine bambaşka bir renk katmıştır.
Meselâ Evliya Çelebi, ziyaret ettiği Van kalesinin mağaralarını şöyle anlatır:
«... Kayanın içinde kat kat altı yüz adet gar-ı azimler (büyük mağaralar) vardır ki, her biri, birer kervansaraydan nişan verir. Bu garlardan nicesinin içinde haneler vardır ki, çarklar ile üstatlar ibrişim, iplik, top urganlar bükerler. Nice yüz mağaralarda top güllesi yığılmıştır ki, hesabını Allah-ü Tealâ bilir..
«Hattâ mahsus yüz adet mağaralarda arpa, buğday, çeltikli pirinç, darı, bakla, mercimek, nohut ve-sair dağ gibi hububat vardır. Bir başka mağarada da bütün bütün hayvan kemikleri yığılmıştır.
«Bir mağaranın sarnıçlarından birinde bezirya-ğı, birinde şırlağan yağı (susam yağı) birinde don yağı, birinde sarı yağ (sade yağ) birinde katran, birinde zift vesair günegün yağlar vardır.
«Yedi adet havuz içre sığır derisinin yünlerini, camus (manda) derisinin kıllarını kazıyıp, dilim dilim, kesim kesim edip doldurmuşlar, üzerine lebalep bal dökmüşler, sığır ve camus deriliğinden alâmet kalmayıp, bir güne güzel reçel olmuş ki, âdem, yemesinden doyamaz...»
Söz gelişi manda derisiyle balı karıştırıp reçel yapan Evliya Çelebi türlü türlü mübalağalarında pek sevimlidir. Fakat, eserinde, yaşadığı devrin sosyal hayatını pek mükemmel bir şekilde dile getirmiş, günümüze dev bir hazine bırakmıştır. Onun seyahatnamesi, tarihçilerin faydalandığı en önemli mehazlar arasındadır.
Evliya Çelebi, gençliğinde, yakınlarının arzularına uyarak biraz da musiki dersleri almış, fakat, gezmek, dolaşmak ona, musikiden çok daha cazip gelmişti. Güzel sesini dinledikçe herkes «Usta bir hanende olacak» derken, Evliya Çelebi, memuriyete girince, musikiyi bırakmıştır...


