Etkinlik Marketi


Baki

ePosta Yazdır PDF

Baki

B

'ÂKI EFENDİ, konağında, sinirli sinirli dolaşı­yordu. Yetmişine yaklaşıyordu. Öyleyken sıska de­necek kadar zayıf, hafifçe öne eğik, gözleri alev alev yanan, esmer, çirkince bir adamdı, ama dinçti. İçin­de, en büyük ilim ve din makamı olan «Şeyhülislâm» olamamanın acısını taşıyordu. Kaç padişaha hizmet etmiş, kaç devletlinin iltifatını kazanmıştı. Kendisi ni, yükselişini çekemeyenler ne iftiralar atmamışlar­dı ki ona... «Meyhaneler beytülharâm, piri mugan şeyhülharem (Meyhaneler Muhammet'in evi, onu yöneten de meyhaneci)» gibi sırf gelenekte olduğu ve daha çok dervişlik taklidi sayılması gerektiği hal­de benzeri şeyler söyledi diye az kalsın kendisini öldürteceklerdi. Oysa Baki gibi din bilgininin böy­le sözleri belli bir maksat olmadan söylemesine im­kân mı vardı? Kanunî'nin ardından yazdığı ağıt, hâ­lâ Süleyman Çelebi'nin Mevlit'i gibi söylenmekte değil miydi?

Çok olur yâr,  fakat yâr-i  vefâdâr  olmaz sözünü boşuna  söylememişti o.  Elbette,  cenaze na­mazını  Fatih   Camii'nde   kıldıracak   olan   rakibi   Şey­hülislâm   Sunullah   Efendi'nin,   sanki   olacakları   bili­yormuş gibi  yazdığı:

Kadrini seng-i musallada bilüp ey Baki

Durup el bağlayalar karşında yârân saf saf beytini okuyacağını önceden kestiremezdi. Ne var ki, şiirleri arasında pek çoğu şimdiden atasözü değe­riyle halk arasında söylenegelmekteydi. Daha kim-bilir kaç yüzyıl da söyleneceğinden başka. Sırası düş­tükçe her bezgin:

Baki kalan bu kubbede hoş bir şada  imiş deyip geçecekti.

Baki Efendi, sinirli sinirli dolaşıyordu. Nihayet kapı aralandı. Boylu boslu bir câriye, başı önünde, elleri göğsü üzerine kavuşmuş, içeri girdi. «Beni emretmişsiniz efendim!» dedi.

Şair gülümsedi. Gül yanaklı cariyesine baktı: daha saraydan, haremden, hünkârın hedfyesi olarak iki gün önce gönderilmişti.

  Yaklaş bakayım Tûtî... Bana gel yavrum...

Adı Tûtî (Dudu kuşu, dilbaz) olan câriye iki adım daha attı. Baki Efendi hâlâ gülümsüyordu. Çün­kü, daha üç gün önce, kendisini hiç çekemeyen şair Nev'i ife atışmalarını hatırlıyordu. Baki, çirkin olduğu için kendisine Karga Baki denildiğini bilirdi. Nev'i Efendi, kâtibi kavuğunu geri iterek, pek hevessiz ve âdeta ısırgan bir sesle:

      Tebrik ederim, Efendi hazretleri, Tûtî'ye kon­dunuz... deyince, şair:

      Dudu dudu diye pek uçurma birader, her­halde o da benim gibi karganın biridir...

deyip şairi mahcup etmişti. Ama sonra Nev'i, ayak üstü bunun öcünü almış:

Kahr-ı dehr ile olur bülbül gurâna hemnişin Yine şekvayı gurâb eyler, garabet bundadır diyerek, dünyanın talihsizi bir bülbül kargayla aynı yatağa düşer de,  sonunda  asıl karga şikâyet eder, demeğe getirmişti.

Baki Efendi, Tûtî'ye sokuldu. Câriye gerçekten güzeldi. Yaşlı şair, samur kürkünü sırtından attı. El­lerini çırptı. Giren iç oğlanına: «Halvet» dedi. Ar­tık onları kimse rahatsız edemezdi. Cariyesini bile­ğinden tutarak yanına oturtmak istedi. Ama, uzun boyuna, dinç görünüşüne rağmen bu gaga burun­lu, esmer, gözleri korkutucu bir şekilde parlayan adam, kızcağızı fena halde ürkütmüştü. Bir an ken­disine sarayda, haremde öğretilen her şeyi unuttu ve toy bir küheylân gibi geri çekildi.

işte ne olduysa o anda oldu. Neye uğradığını anlamayan Şair Baki, birden ayağa fırladı. Hışımla ca­riyesine bir tokat attı ki, kapıda duran iç oğlanı he­men içeriye daldı. Gördüğü manzara şuydu: Os­manlı şiirinin en büyük üstadı, beynine sıçrayan kan sebebiyle birdenbire yaşlı bir kütük gibi mindere devrilmiş, can çekişiyordu. Bâki'nin ölümü, böyle olmuştu.

... Ve böylece Bâki'den, bu kubbede baki ka­lan bir hoş seda oldu. Baki için büyük cenaze töre­ni tertiplendi. Bu törene, devrin ünlü sanatçıları, devlet adamları katıldılar ve gözyaşları içinde top­rağa verildi.

Baki, kendi kendini yetiştirmiş, medreselerde okumuş, adını çok genç yaşta, devrin âlimleri ara­sında duyurmuştu.

Halep, Mekke ve Medine kadılıkları da yapan Bâki'nin, divanından başka, «Mevahib-ÜI-Ledünni-ye» ve «Hâdis-i Erbain» tercümeleri ve «Fezail-ül Cihat» isimli eseri ünlüdür.

 

Google Gruplar
Sivri Kelimeler
Bu grubu ziyaret et